Menü
Ana sayfa
Bahis Forum
Forumlar
Yeni mesajlar
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Kullanıcılar
Şu anki ziyaretçiler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Yeni mesajlar
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Bonushood - Bahis Forum - İLETİŞİM
TEAMS :
Bonushood@hotmail.com
TELEGRAM :
@robinamca3
Ana sayfa
Forumlar
KUPON PAYLAŞIM ALANI
Rolling Hood
🍀 AFRİKANIN DEĞİŞİK LİGLERİ 🍀
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Konuya cevap cer
Mesaj
<p>[QUOTE="Giyotin, post: 18519009, member: 7066"]</p><p>Ekrem İmamoğlu, Politico'da AB-Türkiye ilişkileri üzerine yazdı:</p><p></p><p>"AB, Türkiye ile ilişkilerinde ilkeleri ile çıkarları arasında hâlâ gidip geliyor ve stratejik bir vizyon ortaya koyamıyor.</p><p></p><p>Türkiye ise inandırıcı bir ortak yol iddiasını sürdürebilecek demokratik güveni üretmekte başarısız oldu.</p><p></p><p>Avrupa Parlamentosu’nun son raporu, Türkiye’deki demokratik gerileme konusundaki bilinen endişeleri tekrarlamanın ötesine geçiyor. 19 Mart’taki gözaltımdan bu yana yaşananları çok daha somut ve açık bir şekilde ortaya koyuyor: muhalefete yönelik artan baskı ve demokratik kurumların giderek aşınması.</p><p></p><p>Ayrıca, AB’nin genişleme politikasının yeniden ivme kazandığı bir dönemde Türkiye’nin 'fırsat penceresini' kaçırdığını net bir şekilde belirtiyor; çünkü gereken reformları gerçekleştiremedi.</p><p></p><p>Bu artık yalnızca dondurulmuş bir katılım dosyasından ibaret değil. Stratejik yönelim meselesi ve AB ile Türkiye’nin hâlâ anlamlı bir ortak geleceği hayal edip edemeyeceği sorusudur.</p><p></p><p>İlişkilerdeki tıkanıklığın en görünür hale geldiği yer de burasıdır. Ülkedeki muhalefete yönelik baskı kalıcı bir yönetim yöntemine dönüştükçe, mesele dar dış politika alanının çok ötesine geçerek rejim sorusu haline gelmektedir. Bu yüzden Türkiye’nin AB ile yaşadığı gerilimlerin büyük kısmı, içindeki demokratik çürümenin dış sonuçlarından kaynaklanmaktadır.</p><p></p><p>Avrupa Konseyi’nin kurucu üyesi olan Türkiye, daha en başından itibaren demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü üzerine kurulu Avrupa’nın kurumsal düzeninin parçası olmuştur. NATO’daki yeriyle Avrupa’nın güvenlik mimarisi ve kolektif savunmasının önemli bir unsuru durumundadır. Karadeniz’den kritik enerji rotalarına, göçten sanayi üretimine kadar AB’nin uzun vadeli dayanıklılığı Türkiye’yi dışarıda bırakarak güçlendirilemez.</p><p></p><p>Bu nedenle Türkiye’yi Rusya ve Çin ile aynı düzleme koymak, AB’nin kendi jeopolitik gerçekleri ve stratejik çıkarlarıyla çelişmektedir. Bu diğer aktörlerin aksine Türkiye, Avrupa ile uzun süredir devam eden kurumsal ilişkiye ve blokla yapılandırılmış doğrudan bir ortaklığa sahiptir. Türkiye’yi kenara iten bir AB, kendi uzun vadeli güvenlik ve ekonomik dayanıklılığını zayıflatmış olur.</p><p></p><p>Türkiye’nin şimdi ihtiyacı olan şey gösteriş değil, net bir yönelimdir. AB ile ortak bir geleceği savunmak onun onayını aramak değildir — Avrupa’nın çifte standartlarını görmek de Avrupa projesinden vazgeçmek anlamına gelmez. İhtiyacımız olan, hukuku, özgürlüğü ve çoğulculuğu Türk halkının devredilemez hakkı olarak gören, dış dayatma olarak değil siyasi bir vizyondur.</p><p></p><p>Bu yüzden yönetmeyi hedeflediğimiz Türkiye farklı olacaktır. AB ile ilişkisini pasif bir üyelik bekleyişi üzerine değil, eşitlik, değerler ve karşılıklı çıkarlar üzerine kuran; hak ve özgürlüklerden korkmayan, onları toplumsal düzeninin temeli olarak gören; hukuku bir pazarlık aracı değil kamu hayatının temel taşı olarak kabul eden bir Türkiye.</p><p></p><p>AB’den istediğimiz şey basittir: Türkiye’ye korku, klişe ve kısa vadeli siyasi hesaplar üzerinden bakmayı aşması ve onun tarihi, toplumsal gerçekleri ile Avrupa ile kurduğu kurumsal bağları daha ciddiyetle ele almaya başlamasıdır.</p><p></p><p>Bu sözleri bir cezaevi hücresinden yazıyor olabilirim. Ama burada bile, Türkiye’nin yolunun demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve Avrupa ile ortak bir geleceğe çıkması gerektiği inancım sarsılmadı."</p><p>[/QUOTE]</p>
[QUOTE="Giyotin, post: 18519009, member: 7066"] Ekrem İmamoğlu, Politico'da AB-Türkiye ilişkileri üzerine yazdı: "AB, Türkiye ile ilişkilerinde ilkeleri ile çıkarları arasında hâlâ gidip geliyor ve stratejik bir vizyon ortaya koyamıyor. Türkiye ise inandırıcı bir ortak yol iddiasını sürdürebilecek demokratik güveni üretmekte başarısız oldu. Avrupa Parlamentosu’nun son raporu, Türkiye’deki demokratik gerileme konusundaki bilinen endişeleri tekrarlamanın ötesine geçiyor. 19 Mart’taki gözaltımdan bu yana yaşananları çok daha somut ve açık bir şekilde ortaya koyuyor: muhalefete yönelik artan baskı ve demokratik kurumların giderek aşınması. Ayrıca, AB’nin genişleme politikasının yeniden ivme kazandığı bir dönemde Türkiye’nin 'fırsat penceresini' kaçırdığını net bir şekilde belirtiyor; çünkü gereken reformları gerçekleştiremedi. Bu artık yalnızca dondurulmuş bir katılım dosyasından ibaret değil. Stratejik yönelim meselesi ve AB ile Türkiye’nin hâlâ anlamlı bir ortak geleceği hayal edip edemeyeceği sorusudur. İlişkilerdeki tıkanıklığın en görünür hale geldiği yer de burasıdır. Ülkedeki muhalefete yönelik baskı kalıcı bir yönetim yöntemine dönüştükçe, mesele dar dış politika alanının çok ötesine geçerek rejim sorusu haline gelmektedir. Bu yüzden Türkiye’nin AB ile yaşadığı gerilimlerin büyük kısmı, içindeki demokratik çürümenin dış sonuçlarından kaynaklanmaktadır. Avrupa Konseyi’nin kurucu üyesi olan Türkiye, daha en başından itibaren demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü üzerine kurulu Avrupa’nın kurumsal düzeninin parçası olmuştur. NATO’daki yeriyle Avrupa’nın güvenlik mimarisi ve kolektif savunmasının önemli bir unsuru durumundadır. Karadeniz’den kritik enerji rotalarına, göçten sanayi üretimine kadar AB’nin uzun vadeli dayanıklılığı Türkiye’yi dışarıda bırakarak güçlendirilemez. Bu nedenle Türkiye’yi Rusya ve Çin ile aynı düzleme koymak, AB’nin kendi jeopolitik gerçekleri ve stratejik çıkarlarıyla çelişmektedir. Bu diğer aktörlerin aksine Türkiye, Avrupa ile uzun süredir devam eden kurumsal ilişkiye ve blokla yapılandırılmış doğrudan bir ortaklığa sahiptir. Türkiye’yi kenara iten bir AB, kendi uzun vadeli güvenlik ve ekonomik dayanıklılığını zayıflatmış olur. Türkiye’nin şimdi ihtiyacı olan şey gösteriş değil, net bir yönelimdir. AB ile ortak bir geleceği savunmak onun onayını aramak değildir — Avrupa’nın çifte standartlarını görmek de Avrupa projesinden vazgeçmek anlamına gelmez. İhtiyacımız olan, hukuku, özgürlüğü ve çoğulculuğu Türk halkının devredilemez hakkı olarak gören, dış dayatma olarak değil siyasi bir vizyondur. Bu yüzden yönetmeyi hedeflediğimiz Türkiye farklı olacaktır. AB ile ilişkisini pasif bir üyelik bekleyişi üzerine değil, eşitlik, değerler ve karşılıklı çıkarlar üzerine kuran; hak ve özgürlüklerden korkmayan, onları toplumsal düzeninin temeli olarak gören; hukuku bir pazarlık aracı değil kamu hayatının temel taşı olarak kabul eden bir Türkiye. AB’den istediğimiz şey basittir: Türkiye’ye korku, klişe ve kısa vadeli siyasi hesaplar üzerinden bakmayı aşması ve onun tarihi, toplumsal gerçekleri ile Avrupa ile kurduğu kurumsal bağları daha ciddiyetle ele almaya başlamasıdır. Bu sözleri bir cezaevi hücresinden yazıyor olabilirim. Ama burada bile, Türkiye’nin yolunun demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve Avrupa ile ortak bir geleceğe çıkması gerektiği inancım sarsılmadı." [/QUOTE]
Alıntı ekle…
Önizleme yap
Adı
İnsan doğrulaması
Cevap yaz
Ana sayfa
Forumlar
KUPON PAYLAŞIM ALANI
Rolling Hood
🍀 AFRİKANIN DEĞİŞİK LİGLERİ 🍀
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Kabul
Daha fazla bilgi edin…
Üst