Menü
Ana sayfa
Bahis Forum
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Kullanıcılar
Şu anki ziyaretçiler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Bonushood - Bahis Forum - İLETİŞİM
TEAMS :
Bonushood@hotmail.com
TELEGRAM :
@robinamca3
Ana sayfa
Forumlar
KUPON PAYLAŞIM ALANI
Rolling Hood
🍀 AFRİKANIN DEĞİŞİK LİGLERİ 🍀
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Konuya cevap cer
Mesaj
<p>[QUOTE="Giyotin, post: 18451223, member: 7066"]</p><p>İslâmî Süreklilikte Sünnet, Mezhep ve Tasavvufun Tarihsel Rolü ile Madde ve Mânânın Birlikteliği . . . </p><p></p><p>İslâm düşünce ve pratik geleneği, tarihsel sürekliliğini yalnızca metinler üzerinden değil; şahıslar, silsileler ve kurumlar üzerinden muhafaza etmiştir. </p><p></p><p>Hz. Peygamber’den (aleyhissalâtü vesselâm) sahabeye, sahabeden tâbiîne ve oradan sonraki nesillere uzanan bu aktarım, İslâm’ın teorik bir inanç sistemi olmaktan ziyade yaşanan, kuşaktan kuşağa intikal eden bir hayat nizamı olduğunu göstermektedir. </p><p></p><p>Ancak tarih ilerledikçe, özellikle siyasî, itikadî ve fikrî ihtilafların artmasıyla birlikte bu sürekliliğin korunması meselesi daha da kritik hâle gelmiştir.</p><p></p><p>Hadis literatüründe yer alan ve ümmetin yetmiş üç fırkaya ayrılacağını bildiren rivayet, bu bağlamda İslâm tarihinin önemli kırılma noktalarından birine işaret eder.</p><p></p><p>Rivayette kurtuluşa eren fırkanın “benim ve ashabımın yolu üzere olanlar” şeklinde tanımlanması, İslâmî doğruluğun ölçüsünü yenilikçi yorumlar değil, ilk kuşağın anlayışıyla irtibatlılık olarak belirlemiştir. </p><p></p><p>Bu ihtiyacın tarihsel karşılığı ise, itikadî ve amelî alanda ortaya çıkan büyük mezhep imamları olmuştur. </p><p></p><p>Dört mezhep imamının teşekkül ettirdiği sistem, rastgele bir fikrî bölünme değil; aksine ihtilafların yıkıcı hâle gelmesini önleyen, İslâm düşüncesine usul, disiplin ve sınır kazandıran bir çerçeve işlevi görmüştür. </p><p></p><p>Bu anlamda mezhepler, ayrışmanın değil; dağılmanın önüne çekilmiş kazıklar olarak değerlendirebiliriz. . . </p><p></p><p>Bu ilmî sürekliliğe paralel olarak tasavvuf geleneği, İslâm’ın ahlâkî ve mânevî boyutunun muhafazasında belirleyici bir rol oynamıştır. </p><p></p><p>Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan tarihsel çizgide devlet adamlarının ve padişahların etrafında yer alan âlimler, şeyhler ve mürşidler; maddenin temsil ettiği güç ile mânânın temsil ettiği hikmeti bir arada tutmayı hedeflemiştir. </p><p></p><p>Nitekim İstanbul’un fethine dair hadis-i şerifte övülen komutan ve asker tasvirinin tarihsel karşılığı olan Fatih Sultan Mehmed’in, Akşemseddin gibi bir mürşidin terbiyesinden geçmiş olması, bu birlikteliğin sembolik bir örneğidir. . . . </p><p></p><p>Osmanlı siyasal düzeninde tarikatlar ve ilmî çevreler, yalnızca bireysel maneviyat alanları değil; toplumsal denge ve ahlâk üretim merkezleri olarak işlev görmüştür.</p><p></p><p>Bununla birlikte modern döneme gelindiğinde, özellikle Osmanlı’nın son yüzyılından itibaren tarikat ve cemaat yapılarının ciddi bir yozlaşma süreci yaşadığı da göz ardı edilemez. Siyasal müdahaleler, menfaat ilişkileri, istihbarî sızmalar ve otorite boşlukları, bu yapılar içerisinde “sap ile samanın” birbirine karışmasına yol açmıştır. </p><p></p><p>Bu durum, tasavvufun kendisinden ziyade kurumsal ve beşerî zaafların bir sonucudur. </p><p></p><p>Buna rağmen tarihsel silsileye dayanan, ilmî icazetle ve hoca seceresiyle gelen âlimlerin varlığı, bu geleneğin bütünüyle kopmadığını göstermektedir. </p><p></p><p>Mahmud Efendi örneğinde olduğu gibi, klasik medrese eğitimi ile tasavvuf terbiyesini bir arada taşıyan şahsiyetler, sürekliliğin istisnai ama önemli halkalarıdır.</p><p></p><p>Günümüzün “ahir zaman” algısı ve Mehdi beklentisi çerçevesinde sıkça dile getirilen “kâmil mürşidlerin azalması” söylemi ise, tasavvufî literatürde tarihsel olarak da karşılığı olan bir durumdur. </p><p></p><p>Bu söylem, mutlak bir yokluğu değil; genel bozulma içerisinde hakikatin nadirleşmesini ifade etemektedir . . .</p><p>[/QUOTE]</p>
[QUOTE="Giyotin, post: 18451223, member: 7066"] İslâmî Süreklilikte Sünnet, Mezhep ve Tasavvufun Tarihsel Rolü ile Madde ve Mânânın Birlikteliği . . . İslâm düşünce ve pratik geleneği, tarihsel sürekliliğini yalnızca metinler üzerinden değil; şahıslar, silsileler ve kurumlar üzerinden muhafaza etmiştir. Hz. Peygamber’den (aleyhissalâtü vesselâm) sahabeye, sahabeden tâbiîne ve oradan sonraki nesillere uzanan bu aktarım, İslâm’ın teorik bir inanç sistemi olmaktan ziyade yaşanan, kuşaktan kuşağa intikal eden bir hayat nizamı olduğunu göstermektedir. Ancak tarih ilerledikçe, özellikle siyasî, itikadî ve fikrî ihtilafların artmasıyla birlikte bu sürekliliğin korunması meselesi daha da kritik hâle gelmiştir. Hadis literatüründe yer alan ve ümmetin yetmiş üç fırkaya ayrılacağını bildiren rivayet, bu bağlamda İslâm tarihinin önemli kırılma noktalarından birine işaret eder. Rivayette kurtuluşa eren fırkanın “benim ve ashabımın yolu üzere olanlar” şeklinde tanımlanması, İslâmî doğruluğun ölçüsünü yenilikçi yorumlar değil, ilk kuşağın anlayışıyla irtibatlılık olarak belirlemiştir. Bu ihtiyacın tarihsel karşılığı ise, itikadî ve amelî alanda ortaya çıkan büyük mezhep imamları olmuştur. Dört mezhep imamının teşekkül ettirdiği sistem, rastgele bir fikrî bölünme değil; aksine ihtilafların yıkıcı hâle gelmesini önleyen, İslâm düşüncesine usul, disiplin ve sınır kazandıran bir çerçeve işlevi görmüştür. Bu anlamda mezhepler, ayrışmanın değil; dağılmanın önüne çekilmiş kazıklar olarak değerlendirebiliriz. . . Bu ilmî sürekliliğe paralel olarak tasavvuf geleneği, İslâm’ın ahlâkî ve mânevî boyutunun muhafazasında belirleyici bir rol oynamıştır. Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan tarihsel çizgide devlet adamlarının ve padişahların etrafında yer alan âlimler, şeyhler ve mürşidler; maddenin temsil ettiği güç ile mânânın temsil ettiği hikmeti bir arada tutmayı hedeflemiştir. Nitekim İstanbul’un fethine dair hadis-i şerifte övülen komutan ve asker tasvirinin tarihsel karşılığı olan Fatih Sultan Mehmed’in, Akşemseddin gibi bir mürşidin terbiyesinden geçmiş olması, bu birlikteliğin sembolik bir örneğidir. . . . Osmanlı siyasal düzeninde tarikatlar ve ilmî çevreler, yalnızca bireysel maneviyat alanları değil; toplumsal denge ve ahlâk üretim merkezleri olarak işlev görmüştür. Bununla birlikte modern döneme gelindiğinde, özellikle Osmanlı’nın son yüzyılından itibaren tarikat ve cemaat yapılarının ciddi bir yozlaşma süreci yaşadığı da göz ardı edilemez. Siyasal müdahaleler, menfaat ilişkileri, istihbarî sızmalar ve otorite boşlukları, bu yapılar içerisinde “sap ile samanın” birbirine karışmasına yol açmıştır. Bu durum, tasavvufun kendisinden ziyade kurumsal ve beşerî zaafların bir sonucudur. Buna rağmen tarihsel silsileye dayanan, ilmî icazetle ve hoca seceresiyle gelen âlimlerin varlığı, bu geleneğin bütünüyle kopmadığını göstermektedir. Mahmud Efendi örneğinde olduğu gibi, klasik medrese eğitimi ile tasavvuf terbiyesini bir arada taşıyan şahsiyetler, sürekliliğin istisnai ama önemli halkalarıdır. Günümüzün “ahir zaman” algısı ve Mehdi beklentisi çerçevesinde sıkça dile getirilen “kâmil mürşidlerin azalması” söylemi ise, tasavvufî literatürde tarihsel olarak da karşılığı olan bir durumdur. Bu söylem, mutlak bir yokluğu değil; genel bozulma içerisinde hakikatin nadirleşmesini ifade etemektedir . . . [/QUOTE]
Alıntı ekle…
Önizleme yap
Adı
İnsan doğrulaması
Cevap yaz
Ana sayfa
Forumlar
KUPON PAYLAŞIM ALANI
Rolling Hood
🍀 AFRİKANIN DEĞİŞİK LİGLERİ 🍀
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Kabul
Daha fazla bilgi edin…
Üst